Düşerken ahiret derdi saçlarına ak diye, Yorgunlukların, kırgınlıkların... Hemhâli olayım gözyaşındaki acının. Güvenip de sırtını dayadığın duvarın, Huzurla gönlüne yasladığın. Bir yastığa baş koyup, Bir ömür doyamadığın. Sevdiğin, sevmeye kıyamadığın...🍁ℳ.𝒟ℯ૨ℯ𝒩🦋
ℳ.𝒟ℯ૨ℯ𝒩✒️
25 Aralık 2025 Perşembe
BU ŞİİR BURADA BİTER
26 Ekim 2025 Pazar
Biraz Aykırıyım Bayım!
22 Ekim 2025 Çarşamba
Gibiyim...
19 Ekim 2025 Pazar
KARGO
15 Ekim 2025 Çarşamba
İki Cami Arasında
Sinan, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadık mimarıdır; Mihrimah Sultan ise Kanuni’nin kızı, sarayda güzelliği ve asilliğiyle bilinen bir sultandır. Aralarındaki aşk, sınıf farkı ve saray düzeni nedeniyle dile getirilemez; bu yüzden sessiz, derin ve manevi bir sevgiye dönüşür.
Sinan, duygularını kelimelerle değil, taşlarla anlatır. Mihrimah için iki cami yapar: biri Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camii, diğeri Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii. Söylenceye göre, her yıl Mihrimah Sultan’ın doğum gününde güneş Edirnekapı’daki caminin arkasında batarken, ay Üsküdar’daki caminin minaresinden doğar — tıpkı Sinan’ın aşkı gibi, birbirine kavuşamayan iki ışık gibi…
Roman, bu yasak aşkı tarih, mimari ve duygu üçgeninde işler. Mimar Sinan’ın sessiz tutkusunu, Mihrimah’ın kaderine boyun eğmiş zarafetini ve Osmanlı sarayının ihtişamı içinde kaybolan bir aşkın yankılarını anlatır.
12 Ekim 2025 Pazar
Hakkâri’de Bir Mevsim (1983)
8 Ekim 2025 Çarşamba
'Hayır' Deme Sanatı ve Çocuk
Özgüveni kırılmasın diye çocuğa hiçbir şekilde “hayır” dememek, iyi niyetli bir yaklaşım gibi görünse de, uzun vadede çocuğun kişilik gelişimini ve toplumsal uyum becerilerini olumsuz etkiler. Pedagojik açıdan bakıldığında, sınır koymak çocuğun güven duygusunun temelini oluşturur. Çocuk, sınırlar sayesinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu, hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu öğrenir. Sürekli onaylanan, hiçbir şekilde engellenmeyen bir çocuk, gerçek hayatta otoriteyle, kurallarla veya hayal kırıklıklarıyla karşılaştığında uyum sağlamakta güçlük çeker.
4 Ekim 2025 Cumartesi
Bir Bağlaç Meselesi
3 Ekim 2025 Cuma
Herkesin Yalnızlığı, Sevgisi Kadar...
27 Eylül 2025 Cumartesi
KAÇ YAŞINDASIN ÖĞRETMENİM
13 Eylül 2025 Cumartesi
BOŞVER ÇOCUK
Yollar biter,
Yıllar biter,
Aşklar biter,
Hayat biter,
Boşver çocuk boşver.
Sen hep böyle insan kal.
Vedalar ancak güzel yürekleri acıtır.
Eğer yollar bir gün birleşecekse,
Kısmetinde varsa birleşir.
Dünya çok küçük çocuk
Hemde çok...
Yüzünde hep güller açsın kışa inat bahar ol, bahar ol çocuk.
Acını yüreğinde sakla kimselere anlatma hep eksik kal , eksik kal çocuk.
Hasretin yüreğini sızlatsın , sancılarınla mutlu ol , mutlu ol çocuk.
İyiliğini eksik etme gönlünden hep iyi kal, iyi kal çocuk.
Buz dağlarına inat güneş,
Geceye inat ay,
Dikene inat gül,
İnsana inat hep insan kal çocuk...
31 Ağustos 2025 Pazar
“Bir Füsun’dan Diğer Füsun’a:” Didem Madak
Didem Madak, 8 Nisan 1970’de İzmir’de doğar. Annesi Füsun, Madak doğduktan 6 yıl sonra şiirlerinde bahsettiği ‘uzun siyah saçlı kız’ Işıl’ı dünyaya getirir. Öğretmen olan anne babaları ile birlikte çok mutlu olan bu iki kız kardeş aynı zamanda çok iyi arkadaştırlar.
“Işıl çocuktu o zaman, ben de öyle,
Mevsim kesin yazdı, karpuzdan feneriyle,
Kıyıya yanaşan bir gemi gibi.”
Zorluklarla geçen çocukluk yılları Didem Madak’ın çocukluğu fırtınalı geçmiştir. 12 Eylül döneminde babası okul müdürüyle tartıştığı için Uşak’a sürülür. Fakat annesi Füsun Hanım’ın tayini çıkmadığı için kızlarıyla birlikte Burdur’da kalır.
Ülkenin çok karışık bir süreçten geçtiği bu dönemde yalnız kalan Füsun Hanım ve kızları korku dolu günler geçirir. Füsun Hanım bir gün, geceleri onları uyutmayan arka bahçedeki mısır yapraklarının hışırtılarını engellemek için bıçakla hepsini yok eder.
Madak’ın her şiiri yaşanmış bir anıdır… Bu olayla ilgili de şu dizeleri yazmış defterine;
“Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
Diye başlayan bir çocuk romanında.”
Annesini kaybettiği (onu şiire iten) yıllar Didem Madak 13 yaşındayken, henüz 38 yaşında olan annesini beyin kanseri nedeniyle kaybeder. Madak’ın zorlu günleri başlamıştır.
“Ölen her kadın için şiir yazdım.
Onları Muc’a evin karşılığında verdim,
Çok ucuza.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: Anne!”
Füsun Hanımın ölümünden kısa bir süre sonra babası ikinci evliliğini yapar. Bu evlilik artık Didem ile babasının arasına bir duvar örmüştür.
“O günleri hatırlayınca Edip Cansever’in şu dizesi gelir aklıma: ‘Bir azarlamayla ölümü düşünen çocuklar gibi…’ Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi.” Hayatın elini beline koymuş sinirli bir üvey anne gibi bizi azarladığını ve kardeşimle el ele tutuşup hayallerden balkonumuza sığındığımızı hatırlıyorum.”
Bu olay sonrasında babası için de tabii ki birkaç dize yazmıştır Didem Madak;
“Yaşasaydın, hayatının ortasına/Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.”
Bir gün Işıl’la oturup annesinden onlara bir şey kalmamasından yakınırken, teyzeleri onlara hayatlarını değiştirecek birkaç hediye verir. Bu hediyeler el yazması bir şiir defteri ve Varlık Dergisi koleksiyonudur. Bu andan sonra Didem Madak şair olur işte…
Tüm yaşadıklarını kaleme dökmeye başlayan Madak Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başlar. Üvey anne ve babasıyla yaşadığı evden ayrılmak istediği için kendince bir yöntem bulur. Birinci sınıfta tanıştığı biriyle gizlice evlenir, evden ayrılır ve okulu bırakır.
“Ardımda kırık bir ayna Üvey anneleri hayatımın. Batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu… Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı. Hüzün neydi sanki o zaman Artık kullanılmayan dikiş makinası annemden kalma.”
Evden kaçışı sonrasında çok zor dönemler geçiren Didem Madak, birçok farklı işte çalışır geçimini sağlamak için. Genç yaşta yaptığı evliliği pişmanlıkla sonuçlanır ve boşanır. Boşandıktan sonra maddi sorunlarla boğuşur ve bir bodrum katında yaşamaya başlar. Bu eve taşındıktan sonraki halini “Birden yazmaya başladım.” diye ifade eder.
Bodrum katında yaşadığı tüm zorlukları anlatır şiirlerinde. Bir söyleşide “Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.” diye bahseder bodrum katından.
Didem Madak, bu dönemde çok yalnız kalır. Kardeşi Işıl, sadece süt ve çikolata yiyerek ayakta durduğunu, hayattan memnun olmadığını, hiçbir şeyin istediği gibi gitmediğini anlattığını söyler.
Didem Madak, üç yıl boyunca kaçar sevdiklerinden. Yakın arkadaşı Müjde Bilir bir röportajda onun kaçışını şöyle anlatıyor: “Didem beni bir akşam aradı ve annesini özlediğini anlattı. Taksiye binip bana gelmesi için ikna ettim. Geldiğinde mahcup ve çekingendi. Anne şefkatine duyduğu özlem derinden belli oluyordu. ‘Çok mutsuzum’ dedi. Ertesi gün buluşmak için sözleştik. Ancak Didem gelmedi. Didem’in evine gittiğimde duvara iliştirilmiş bir not buldum. ‘Sevgili Müjde, Maviş Anne içimden hiçbir şey söylemeden gitmek geldi. Seni seviyorum. Dün gecenin şiiri zaten yazılmıştı, ben sadece kaleme alacağım.’”
Müjde Bilir için yazdığı şiirde şöyledir;
"İki kendim varmış maviş anne
Biri benmişim biri mutsuz
Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.
Ben ölürsem mutsuza iyi bak! "
"Kadınlık kimliğimden sıyrıldım"
Sonraki üç yıl boyunca Madak’tan haber alınamaz. Sadece kardeşi Işıl’ın yanına gider ara sıra. Gidişlerinden birinde Işıl’ı çok şaşırtır. Örtünmüş olarak çıkar karşısına.
“Örtündüm ben… Her şeye karşı… Kadın kimliğimden de sıyrıldım. Bu beni rahatlattı.” der.
Didem Madak, bu dönemde tasavvufla ilgilenir. Kardeşi Işıl Madak’ın bu dönemiyle ilgili “Çok umutsuzdu. Kapanarak bu durumdan bir çıkış yolu bulacağını umdu. Ablam o dönemden inanarak kurtuldu. Yoksa kayıp gidecekti. Hukuk Fakültesi’ni de bu dönemde bitirebildi.” der. Bu durumu da şiirlerinde şöyle anlatıyor şair:
“Allah benim çaresizliğimdi, artık konuşabileceğim kimsem kalmadığı için konuştuğumdu.”
Çok şey yaşadığı bu dönemi “Ah’lar Ağacı” şiiriyle anlatır:
“Ben acılarımın başını
Evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım."
Bu dönemde kardeşi Işıl, ‘İnkılap Kitapevi 2000 Şiir Ödülü’ yarışmasından bahseder. Didem Madak bununla ilgilenmeyince kendisi bütün şiirlerini toplayarak yarışmaya gönderir. Üstünden bir süre geçtikten sonra “Grapon Kağıtları” dosyasının yarışmayı kazandığı haberi gelir.
Didem Madak, bu süreçte internette şair ve avukat olan biriyle tanışır. Şair olmasından çok etkilenerek bu adamla buluşur. Günün sonunda genç adam bir şiir yazmalarını teklif eder. Adam, ikinci buluşmada kendi şiirini okur. Sıra ona geldiğinde ise Didem şu şiiri okur;
"Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum...
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!"
Ödül töreni için İstanbul’a giden Madak, yarışma öncesinde örtüsünü çıkarır. Bu bir nevi onun tabiriyle “kadın kimliğine geri dönüş” sayılabilir.Didem Madak, ödülünü aldıktan sonra İstanbul’da yaşamaya başlar. Bir süre sonra eşi Timur ile evlenir ve 3 yıl sonra kızı Füsun’u dünyaya getirir. Anne kokan şiirleriyle veda ettiği yıllar, kızının doğumundan sonra şiir yazamayan Madak tıpkı annesi gibi kansere yakalanır. 24 Temmuz 2011'de yani 41 yaşında kolon kanseri nedeniyle yaşamını yitirir.
Didem Madak’ın ödül töreni sırasında tanıştığı arkadaşı Şükran Yücel’e gönderdiği e-postadaki metin şöyledir:
“Canım Kızım Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis!
Canım kızım, cehaletimden şair oldum…
Annesizlikten.
Sen sakın şair olma!”
"Anlatarak bitiriyorum hayatımı
Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat.
Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma,
İsmini her şey koydum.
Simli ojeler sürdüm yanlızlıktan sıkıldığımdan,
Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım,
Yıldızlı bir gecenin"…
Didem MADAK (8 Nisan 1970 Doğum Günü Anısına)
5 Mayıs 2025 Pazartesi
SENDEN SONRA
17 Nisan 2025 Perşembe
CAM İLE TAŞ
Kekeme özgürlüğünü seviyorum.
Susuşundaki hıncı seviyorum.
Kalbinde ürperen kışı seviyorum.
Ellerindeki bilge zamanı
denizi yağmurdan korumaya çalışan
çocukluğunu seviyorum.
Alnın masamızda dört mevsime ufuk
dudaklarında titreyen zamanı seviyorum.
Yürüyorsun ya kalabalık
dönüp bir daha bakıyor kendine
boyunda çiçeklenen yedi rengi seviyorum.
Her damlası ayrı bir hayat, ne bilsin yüzüne düşmeyen
gözlerindeki yaşı seviyorum.
Beni uzaklaştırmaya çalışırken aklından geçenleri seviyorum.
Kalbinden gövdene yürüyen utangaç karıncayı seviyorum.
Ses nasıl menevişleniyor susunca ağzında
ağzından gelecek her sevinci, her azabı seviyorum.
Gece ışıklarından topladığın o evler esrarını seviyorum.
Susmanında bir dili var elbet
teri yastığına sızan rüyanı seviyorum.
Uyandığın sabahlardan başka bağım yok dünyayla
odalara ömür veren gövdeni seviyorum.
Yürümediğin sokaklar nasıl da göz göz
bekleyişteki o mucizeyi seviyorum.
Serçe parmağındaki lekedir yerim,kalabalığın uyumuna inat
hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum.
Ölümdür en büyük zaman, bilmez takvim gezenler
bir iç çekişte yanan hayatı seviyorum.
Bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın
Getirdiğin hevesi götürdüğün inkârı seviyorum.
Evlerdesin, dışarılar hüzün, eşyalar ayakta
senden ayrılanı seviyorum, sana kavuşanı seviyorum.
Uzun cümlelerle konuşuyor kalabalık
Bir sözcüğe sığdırdığın dünyayı seviyorum.
O gölgeyim taş dibinde, bir çürüme bilinci
hükmüm yok bahçende diyorum
üstüme elediğin şefkati seviyorum.
Dişlerimin arasında bir ishak kuşu
eğiyorum ya başımı
çaresizliğime tuttuğun aynayı seviyorum.
Bir gün bir kötü haber birimizden
kalanın diline gelecek ilk sözü, arayacağı ilk insanı
ilk gece yapacağı her şeyi seviyorum.
Şükrü Erbaş
2001 - Sarkacın Kalbi
22 Şubat 2025 Cumartesi
Bir Yarım Eldiven
20 Şubat 2025 Perşembe
Geri Dön
15 Şubat 2025 Cumartesi
ZAMANA BENZEDİK
31 Ocak 2025 Cuma
ŞİİR AĞRISI
30 Ocak 2025 Perşembe
NEREYE DÖNER İNSAN
8 Ocak 2025 Çarşamba
YAŞAMAK
Yaşamak...
Bu, birinden ya da bir yerden kaçırıyormuş hissi gibi değil, sadece bir şeye yetişebilmek uğruna hiçbir yere varamamak hissi gibi. Bugünlerde bana eşlik eden ne varsa; insanlar, fikirler, şarkılar, şiirler, eşyalar veya gelecek ile alakalı kurduğum irili ufaklı hayaller... Hepsinden soyutlayan, özü çıplak bırakan bir his. Öyle bir his ki her şey ya da hiçbir şey için artık senden geriye bölüşecek bir parça bulamamak gibi…
Bir perdeymiş gönlümüzde, kalkmış aramızdan. Çözümü olmayan, sebebi meçhul, sadece sonucu ile baş başa kalınan yapayalnız son bir solukmuş. Kafanı kaldırıp insanlara baktığında kimsenin meselesi değilmiş gibi sürdürülen konuşmalar ve susmalar gibi. Sonra eğip boynunu yoluna gitmek gibi ama her şey sana uzak ama sen her şeyden uzak...
Yaşamak...
Derinden yükselen bir ateş, boğazına düğümlenen nefes, kalbini dört koldan kuşatılmış hissettiren bir abluka gibi... Bazen şiire yoruyorsun sebebini, inceliklere, yaraların benzerliğine, insana aynı hassas pencereden bakabilme naifliğine... Bir güzel bakış, elini havada sallayış, saçını kulağının arkasına atış, "ben de..."yi kalpten bir yakarışla söyleyiş, bazen aynı kitaplarda aynı yerlerin altını çiziş... Bazen kalın uçlu kırmızı kalemler kullanmaktan kaçınış, sebepsiz yere bir hüzünleniş, efkâra doğuştan meylediş...
Ve yaşamak; iki satır arasına saklanan bir kelimeye, gereğinden fazla öykünüş...
M.Deren










