ℳ.𝒟ℯ૨ℯ𝒩✒️

💜Her gecemi duasız bırakmadığım gibi, Hiçbir duamı sensiz bırakmıyorum bil ki. Yürek emanetim. Âmin’im... Duam bulsun seni, yüreğim bulduğu gibi...🤲

28 Eylül 2021 Salı

Ayrılık Ayracı

Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde

Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
Ya da erteletiyorum biletimi son anda

Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

Ahmet Telli

19 Temmuz 2021 Pazartesi

Tahir ile Zühre Meselesi


Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, 
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte 
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek 
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken 
meselâ denerken damarlarında bir serumu 
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin 
ama o bunun farkında değildir 
ayrılmak istemezsin dünyadan 
ama o senden ayrılacak 
yani sen elmayı seviyorsun diye 
elmanın da seni sevmesi şart mı? 
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık 
yahut hiç sevmeseydi 
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. 

Nazım Hikmet Ran

25 Nisan 2021 Pazar

YALNIZLIĞIMA SESLENİŞ


Bazı gecelerin sabahı uzun olur bilirsin. Kendinle baş başa kalmayı başardığın anlar yalnızlığına ortak bulamadığın zamanlardır. Günden, geceden, olandan ve olmayandan yani seni sen olmaktan uzaklaştıranın, sıyırıp attığında ruhunda fazladan duranın; sadece bedenin olmadığını anlarsın. Geçen günler, gördüğün yüzler bir bir silinirken hafızandan, biten her mevsimle beraber avuçlarında kalanları sayarsın. Sen, bir daha sen ve en sonunda yine sen. Hep sen varsın. Severken, özlerken, giderken ve biterken. Suretin birken varlığın çoğul olur bazen. Kimi zaman hayatın yükünü kaç yıl yaşadığınla değil kaç kişi taşıdığınla ölçersin. Sonra ikiye böler yetmeyince üçü beş edersin. Her duyguyu böldüğün kadar çoğaltır, acıları paylaştıkça azaltırım dersin. Korkunu gizler, cesaretle gülümsersin. Mutsuzluğunu umutla örtersin. Sevgisizliğe merhametle kucak açıp öylece beklersin. Oysa ki haykırmak istediğin o gerçeği, sessiz bir dilde herkes duysa dersin. Ama kimseler duyamaz işte hissedersin. Hal bilmezler ve anlamayanlar ülkesinde tek başına yaşamaya devam edersin. Susmanın konuşmaktan daha değerli olduğunu ancak dinlemeyi bilenler anlayabilir. Hem gönül diliyle konuşmayana hangi söz tesir edebilir. İnsan dinleyeni bulmayınca değil, anlayanı olmayınca yalnızlaşır bilirsin. Yalnızlığın özgürlük olduğunu söyleyenler sorarım size? Tek kişilik özgürlük kaç kişilik yalnızlığı yenebilir?

M.Deren

24 Şubat 2021 Çarşamba

İnci Dakikaları


Sen bana yeni yılsın her dakika
Her dakika bir yaşıma daha giriyorum

Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
Ben bin parçaya bölündüm her parçasında 
Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
Erkek ağlar mı diyeceksin
Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde 
Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
Sen benim ağlamamı erkeklığıme
Uyanan ölmeyen yenilenen
Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say

Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say

Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
Şehrin ölümünü yanlış anlama
Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar

Senin odan günışığı en güzel müzik bana
Farklılıklar odası
Giden tren buharları içinde örümcek ağı
Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı

Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur
Oldukları yerde bile

Sezai Karakoç

9 Ocak 2021 Cumartesi

Esselâm Fasl-ı Aşk!


Yoldaşım;
Zemheri bir havanın yalnızlığı avazımı kesmişken,
Yüreğimin en derunî yerinden tuttun …
Önce bir yaprak vesile oldu kalbime düşüşüne..
Korka korka atan kalbim ritmini kaybetmişken,
Gözlerinin karasına düştüm...
Ah yâr, geceyi kıskandıran gözlerinin nur-ı nazarına,
Beni Leyla diye düşüren Mevla'ya hamd olsun...!

Huzurum;
Her gece dolunayı beklerken pencere önlerine saklardım dualarımı..
Hayalimdeki Kays’a Leyla olma hevesi varken içimde, bir “sen “ süslerdim..
Safer ayının dolunay vakti girince semaya,
Açtım ellerimi dua dua içtim seni..

Sen varken secdelere doyamadım..
O ki, aşkla öptüğün alnımı değerli kılan yegane mekan secde idi,
Sürdüm alnımı secdelere,
Sürdükçe aşkını içime çektim…

Ah yâr,
Özüme sözünü, sözüme de özünü “can can “ diye katan Mevla’ya hamd olsun...

Sırdaşım;
Hiçlik şarkısı söylerken,
Kelama hasret kalan yüreğime dost narinliğinde yetiştin...
Bir kuyu başında su beklerken,
Suya yakın olmanın sevincini yaşattın.
O nûrlu ellerinle içirdin ab-ı hayattan...
Üç yudumda bitecek gibi geldi koca kuyu; ama sen tarifi imkansız bir güven verdin içime..

Ah yâr,
Şemsi kıskandıran çehrenin güven edasını, yüreğime düşüren Mevla’ya hamd olsun...

Gönüldaşım;
Sen ki bir çınar misali köklerini aşk suyu ile beslersin,
Her yaprağında bir gizem,
Her yaprağında bir ben bulurum..
Serp üstüme toprağından, sen koksun gül edalı sözlerim..
Alem-i cümle sana hayran hayran nazar ederken, titresin içim, lal olsun dilim..
Can diyen dilin düşsün ciğerime,
Fezaya bakan asil bakışların çöksün içime,
Kulağımdan silinmesin sadân…

Ah yâr;
Dimağıma düştü sesin, o bereketli sadâyı bana nasip eden mevlaya Hamd olsun...

En kadim sevdam;
Aşk’ın tasavvurunu maziye bıraktım,
Şimdi senli günlerin sürûrunu yaşarım..
Güldemetin adınla berceste, işlerim sevdamı hece hece…
Bu sevda seninle şayeste, girdin gönlüme aheste aheste…

Ah yâr,
Her hecemi kalbimden söken yüreğin, İki cihanda yanımda olsun,
Seni tanıdığım güne Hamd olsun…

E L H A M D U L İ L L A H…

Tuba Küçük

5 Ocak 2021 Salı

Söyle Bana Hindiba

Kartallar uçar mı bir harâbeden
Köprülerden benim yarim geçer mi
Sen neden bu kadar güzelsin, bilmem
Taşırsın yeryüzüne ebedi tohumları
Ben ise kuruyacak bir suyun mahkûmuyum
Avuçlayıp öpüyorum kumları
Bir kara delikten bakarken hayat
Meydan okuyanlar kim bu serâba 
Söyle bana hindiba

Sen nasıl bu kadar ceylan koşması
Sen nasıl bu kadar yollar aşması
Sen nasıl bu kadar güneşe meftun
Sen nasıl bu kadar sahra çeşmesi

Ben rüzgâr değilim, dokunmam çiçeklere
Ben kara parmaklı insan değilim
Kirpik uçlarımdan kayar yıldızlar
Bilemezsin, hayal akşamlarında
renklerini kuşatan
Damıtılmış gözyaşıdır ömrümün
Ben boşluğa üfleyen cellat değilim
Karayele verdim ayaklarımı
Söyle bana eceli kim tutar perçeminden
Hangi ölü bilmez nereye gittiğini
Sen miydin o mehpâre, o memnu, o dilruba
Söyle bana hindiba

Sen nasıl bu kadar bulut gülmesi
Sen nasıl bu kadar bıldırcın sesi
Sen nasıl bu kadar pencere önü
Sen nasıl bu kadar gök gürlemesi

Ben kaptan değilim, anlamam gemileri 
gizli bir ummanın gelgitlerinden
İniltiler vurur sahillerime
Deniz feneri değilim
Önce yürü bu vefasız ülkeden
Sonra uzan bir tenhaya, sessiz ol
Gelip geçsin üzerinden turnalar
Düşün, sesler neden bulur sesleri
Kelam kimin damarlarında kandır
Harflerini senden alan merhaba 
Hangi demin âteşidir içimde

Söyle bana hindiba
Sen nasıl bu kadar gönül hanesi
Sen nasıl bu kadar yâr divanesi
Sen nasıl bu kadar çerağı ömür
Sen nasıl bu kadar inci tanesi

Ben korku değilim kapı aralarında
Pencerenin infilâkı değilim
Gölgeleri yüzlerinden tanırım
bir resim bir ressamı ağlatır bir yerlerde
Bir eşya bir hamalı
Ben hâlâ öğütülen anılarıma değil
Değirmene inanırım 
Bu derin aldanış kimden kalmadır 
Bu uzaklık, bu diba
Söyle bana hindiba

Sen nasıl bu kadar kelâmın hası
Sen nasıl bu kadar şiir bohçası
Sen nasıl bu kadar esrarlı bir mum
Sen nasıl bu kadar rüya bahçesi

Ben bir kervan muamması değilim 
Çekinmem yolların kıvrımlarından 
Ellerim ışıldar alacakaranlıkta
Saklambaçlar ortasındadır evim 
Kışın kartopudur adını anmak
Döner döner yüreğimde, dağ olur
Yazın güneş yanığıdır düşlerim 
Sonbahar ruhumu bekleyen oba 
Söyle bana hindiba

Sen nasıl bu kadar sevda hecesi
Sen nasıl bu kadar hayal incesi
Sen nasıl bu kadar mutluluk çağı
Sen nasıl bu kadar tarih öncesi

Nurullah Genç