Filmde, Kahramanımız dünya üzerinde hiçbir iz bırakmamışçasına başka kimsenin haberdar olmadığı yaşamların arasında, yabancı ama bir yönden de aşina olduğu bir yaşama gözlerini açıyor. Bu film O’nun hikayesidir. O (Genco Erkal) öğretmen bir sürgündür. İstanbulludur, denizcidir, denizin çocuğudur. Dünyadan ve “medeniyetten uzak” bu dağ köyüne ne sebeple sürüldüğünü bilmiyoruz ama film boyunca bu yabanda, bu “medeniyetsiz” insanlar arasında kendi varoluşunu da sorgulayıp durur. Bir yabancı olarak dahil olur filme. Elinde bavulu, temiz ve düzgün kılık kıyafeti, o karlı vahşi dağlara uymayan yüz ifadesiyle belirir filmin girişinde. Yüksek ve karlı dağların yamacına kurulan köye bakar hayretle.. Bu bakış köyün dünyadan ne kadar uzak olduğunu çok güzel ifade eder.
Filmin üstünde durduğu esas şey, insanları bile isteye kaderine terk eden; yoksulluğa, sefalete, ölüme iten; anadillerini yasaklayan ve varlıklarını yok sayan düzen değildir. Odak noktası; insanın aynı ülke sınırları içerisinde, ancak oraya sürülünce fark edebildiği medeniyetsiz insanlar arasında sorguladığı kendi varoluşudur. İnsanın yalnızlığıdır. Yersiz yurtsuzluğudur.
Filmden Alıntı
"...Ama ben şimdi sizden giderayak bir şey istiyorum. Bütün öğrettiklerimi unutun. Dünya dönüyor evet. Ama belki de, burada bu dağ başında, dönmemesini bilmek daha doğrudur. Size hayat bilgisi dersleri verdim. Ama siz hayatın gerçek bilgisini kendiniz burada, bu dağ başındaki köyünüzde, sonra, uzak kentlerdeki askerliğinizde, maphusluklarınızda öğreneceksiniz. Unutmayın ki kitapların yazdığı her zaman doğru değildir. Benim için doğru olan, sizin için doğru değildir. Benim için gerçek olan, sizin için gerçek değildir."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder