ÖZET
Osmanlı döneminde geçen bu roman, büyük mimar Mimar Sinan ile Mihrimah Sultan arasında olduğu rivayet edilen imkânsız bir aşkı konu alır.
Sinan, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadık mimarıdır; Mihrimah Sultan ise Kanuni’nin kızı, sarayda güzelliği ve asilliğiyle bilinen bir sultandır. Aralarındaki aşk, sınıf farkı ve saray düzeni nedeniyle dile getirilemez; bu yüzden sessiz, derin ve manevi bir sevgiye dönüşür.
Sinan, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadık mimarıdır; Mihrimah Sultan ise Kanuni’nin kızı, sarayda güzelliği ve asilliğiyle bilinen bir sultandır. Aralarındaki aşk, sınıf farkı ve saray düzeni nedeniyle dile getirilemez; bu yüzden sessiz, derin ve manevi bir sevgiye dönüşür.
Sinan, duygularını kelimelerle değil, taşlarla anlatır. Mihrimah için iki cami yapar: biri Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camii, diğeri Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii. Söylenceye göre, her yıl Mihrimah Sultan’ın doğum gününde güneş Edirnekapı’daki caminin arkasında batarken, ay Üsküdar’daki caminin minaresinden doğar — tıpkı Sinan’ın aşkı gibi, birbirine kavuşamayan iki ışık gibi…
Roman, bu yasak aşkı tarih, mimari ve duygu üçgeninde işler. Mimar Sinan’ın sessiz tutkusunu, Mihrimah’ın kaderine boyun eğmiş zarafetini ve Osmanlı sarayının ihtişamı içinde kaybolan bir aşkın yankılarını anlatır.
_____________________________________________________________________
Mimar Sinan, taşla konuşan, duygularını taşla inşa eden bir mimardır. Onun aşkı, dünyevî olmaktan çıkmış, sanatın özüne dönüşmüştür. Sinan’ın mimarisinde görülen zarafet, ölçü, denge belki de Mihrimah’ın içsel güzelliğinin mimarideki yansımasıdır.
Sinan aşkını, sözle değil yapılarıyla dile getirir. Onun “itirafı” ne bir mektupta ne bir beyitte vardır; minarelerin göğe yükselişinde, kubbelerin zarafetinde gizlidir. Bu sessizlik, aşkın yüceliğini artırır. Çünkü sessizlik, kelimelerin kirletemediği bir saflığın alanıdır. Mimar Sinan'ın yaptığı her cami insanın erişemediği sevgiyi sanat yoluyla sonsuzluğa taşımasını simgeler. Mihrimah Sultan, Sinan'ın kalbine dokunmuş. Sinan ise o bir ömürlük bakış ile bin kubbeye yetecek bir ilhamı bulmuştur.
Sinan, bazı güzellikleri taşla değil, suskunlukla inşa etmeyi öğrenmiştir. Böylece aşk, mimaride bir dua gibi yankılanmış, sessiz ama derin, sade ama sonsuz olmuştur. Bu yönüyle, Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan'a olan aşkı platonik bir sevgiye yaklaşmış ve bizlere güzelliği arzulamak değil, güzelliğin özünü kavramak olduğunu anlatmıştır.
Ve bir gün, bahar eşitliğinde, güneş Edirnekapı’nın kubbesine batarken, ay Üsküdar’ın minaresinden doğmuştur. Biri güneşin battığı yerde, diğeri ayın doğduğu yerde. İki cami, iki ayrı yakada ama ikisi de aynı ismin yankısı olmuştur...
_____________________________________________________________________
“Bak, Mihrimah… Güneşle Ay bir araya geldi. Benim kalbim gibi, senin adında birleşti.”
_____________________________________________________________________
Not: Bu kitabın, tarihsel doğruluk aramaktan çok; “aşk nedir?” sorusunun romantik bir cevabını arayan okuyucular için iyi bir tercih olduğunu belirtmeliyim. Edebî açıdan “duygu + sembol + akıcılık” üçlüsünü görmek mümkün. Fakat tarihsel kaynaklarla yakın bir ilişki kurma iddiası yoktur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder