ℳ.𝒟ℯ૨ℯ𝒩✒️

💜Her gecemi duasız bırakmadığım gibi, Hiçbir duamı sensiz bırakmıyorum bil ki. Yürek emanetim. Âmin’im... Duam bulsun seni, yüreğim bulduğu gibi...🤲

5 Mayıs 2026 Salı

Neden Bu Kadar Yorgunuz?

Hayatınızda sizi en çok yoran insanlara dikkatle baktığınızda, çoğu zaman tek bir ortak payda görürsünüz. Bu insanlar, garip bir şekilde çevreleri tarafından sürekli masumlaştırılır. Kırdıkları kalpler, döktükleri incitici sözler ve sorumsuz tavırları hep bir bahanenin ardına gizlenir. Yaptıkları ne kadar yıpratıcı olursa olsun, mutlaka bir açıklama bulunur:
“Onu idare etmek lazım.”
“Sen alttan al, o biraz öyledir.”

Zamanla bu durum sadece bir alışkanlık olmaktan çıkar; o kişi tarafından öğrenilen ve silah gibi kullanılan bir davranış biçimine dönüşür. Artık sorumluluk almak yerine karakterini bir kalkan gibi kullanmaya başlar:
“Ben zaten sinirli biriyim.”
“Ben böyleyim.”
“Konuşurken ne dediğimi bilemem.”

Oysa burada gözden kaçırılan çok önemli bir gerçek var: Birini sürekli idare etmek, onun kırıcı tavırlarını kabul edilebilir hâle getirmez. Evet, bir insanın zor olması anlaşılabilir. Ama herkesin onun zorluğunu taşımak zorunda bırakılması sağlıklı değildir.
Çünkü olgunluk, “Beni idare edin, ben böyleyim” demek değildir.
Olgunluk, başkalarına verdiğin etkiyi fark etmek ve bunun sorumluluğunu almaktır.
Ve çoğu zaman insanı en çok yoran şey, karşısındaki kişinin zor biri olması değil; o zorluğun herkes tarafından normalleştirilmesidir. Herkes o kişiyi idare ediyor diye, sen yaşadığını yok saymak zorunda değilsin. Kendine duyduğun saygıyı ve iyiye olan inancını korumak için, yapılanı ciddiye almak ve gerektiğinde gerçek bir tepki verebilmen gerekir.

Ama mesele sadece bununla sınırlı değil.
İnsan davranışlarının en anlaşılmaz taraflarından biri de şu: Bir insan nasıl olur da birinin arkasından sayfalarca konuşup, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi onunla samimi olabilir?

Bu, basit bir çelişki değil; daha derin bir sorunun işaretidir. Öyle insanlar şunu söyler aslında: 
"Benim duygularım yok, pozisyonum var. Benim vicdanım yok, menfaat terazim var."
Yani kimin yanında duracağına kalbinle değil, koşullara göre karar veriyorsun. Rüzgâr hangi yönden eserse, sen de o yöne dönüyorsun.

Dün “Aman o da şöyle biri” dediğin insanla bugün sarmaş dolaş olabiliyorsan, dün söylediğin sözlerin hiçbir ağırlığı yok, demektir. Ama aynı şekilde, bugün kurduğun yakınlığın da bir değeri yoktur.

Çünkü gerçek yakınlık;
iki kahkaha, üç fotoğraf, birkaç hikâye paylaşımıyla kurulmaz.

Yakınlığın bir bedeli vardır: tutarlılık.
Ama sen ne yapıyorsun?
Tutarlılığa yatırım yapmak yerine günü kurtarıyorsun. İnsanları konuşmak, arkalarından hikâyeler yazmak senin için kolay. Ama ertesi gün aynı insanın yanına geçip hiçbir şey olmamış gibi davranmak da bir o kadar kolay.

Çünkü sen insanlara insan olarak değil, kullanılacak bir bağlam olarak bakıyorsun.
Ortamın değişince fikrin değişiyor.
Menfaatin bitince dilin gevşiyor.
Güç kimdeyse, dostluğun oraya akıyor.
Ve sonra bunun adına “normal” diyorsun.

Değil.

Bu normal değil. Bu, güveni sistematik olarak yok eden bir alışkanlık. Bir insan, birinin arkasından konuşup sonra onunla yakın olabiliyorsa, onun yanında kimse güvende değildir. Çünkü yarın sıranın kime geleceği belli değildir.

Kimin kalbini kıracağı, kimin canını yakacağı belli olmayan, sorumluluk almayan ve tutarlılığı yük sayanların yarattığı bu gürültüde, kendi sessizliğimizi korumak en büyük erdemdir. Bu tip insanlar için söylenecek çok söz olsa da, onlar bazı kelimeleri ziyan etmeye değmeyecek kadar "değersizdirler". Bu yüzden bazen en doğru çözüm sınırları net mesafedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder