Ben çocukken dünya ne güzeldi. Her şey masallardaki gibi büyülü, tüm olmazlar sihirli deneğin dokunuşuyla düzelecek gibiydi. O zamanlar korkmazdım hiçbir şeyden. Yorulmazdım. Tek derdim sokaklarda oynayamadığım oyundu. İncitmezdi oyunbozanlık. Kırılmazdım. İncindiğim zaman sayışmaya kadar sürerdi susmalarım. Vakit akşamüstünü vurunca ayrılıklarım arkadaşlarıma olurdu. Yarının planı ayaküstü konuşulur türlü türlü oyun kurulurdu. Ertesi güne kavuşmanın yeri ve zamanı herkese durulurdu. Yani ben küçükken ayrılıklar bile kısa olurdu. Küsmeler iki oyun, gitmeler eve olurdu. Kızmazdım o zamanlar geceye. Gece olunca günün bütün umutsuzluğunu unutturan derin bir uykuya sarılırdım çünkü. Güzel olan her şeye kaldığım yerden devam edeceğimi bilerek umutla uydurdum. O zamanlar mutsuzluğu ertelediğim sabahlarım olurdu. Ben çocukken mutsuzluğu ertelemek mümkündü. Bazen göğe yükseldiğim salıncakta, bazen paylaştığım çikolata da. Kimi zaman akşamın saklambacında ve ne kadar da vursalar yakmayan topunda. Özgürce hayaller kurduğum oyunlarım vardı benim. Başkahramanı ben. Kendi hikâyesinin en eşsiz olduğuna inanan mutlu ve umutlu bir çocuktu. Ben çocukken yaralarım daha az acır daha çabuk iyileşirdi. Gözlerimdeki yaşı silmek için iki elim yeterdi. Dizlerimdeki yaraların izi düştüğüm anları düşündükçe gülümsetirdi. Öyle ya en çocuk yanımla karşılardım acıları ve sevinçleri. Alışmakta unutmak kadar kolay olurdu bu yüzden.
Zaman büyümeyi öğretti ama bunu öğretirken bedelinin ne olduğunu hiç söylemedi. Büyüdüm işte. Bir yanımı çocukluğumda bırakarak. Ne zaman o özlediğim yanımı alıp, benzer yarımı bulmaya kalkıştım o zaman yüreğimdeki bahara kışı yaşattım. Uyuyunca geçemeyen yorgunluklarım, bitmeyen korkularım oldu. Ayrılıklarım iki ömür, kavuşmalarım gitmelerle son buldu. Geceler unutmak için değil hatırlamak için vardı sanki. Ben büyünce geceler en çaresiz vakitlerde durdu. Uyumak acıyı ve umutsuzluğu ertelemekten başka bir şey değildi. Bu yüzden en büyük düşmanımdı uykular benim. Öyle yorgun öyle halsiz ki ruhum. Ben, beni yarına uyandıracak umudun huzuruna uykusuzdum. Hayat; herkesten saklandığın, sana biçilen doğru rolü oynamak için yalnız başına kaldığın, yediğin her vuruşta daha da yandığın, pes edip bırakamadığım, kaçıp kurtulamadığın yalancı bir oyun. Adil olmayan, savaşmakla kazanılmayan, kalbine zarar, umuduna ziyan. Ne çok ağladım ben bir damla yaş dökmeden. Ne acılar ne ağrılar biriktirdim şu çocuk yüreğimde. Bir sözüne bir gülüşüne aldanıp bağışladığım o insanların oyununda, hep yenileni oynadım. Saymadım kaç kez düştüm kaç kez yara aldım. Kuralına göre oynadığım için miydi bunca kaybım? Yoksa yalancı yüzlerin, yabancı sokaklarında evimin sıcaklığını aradığım için miydi bu yalnızlığım? Ben büyüyünce zaman hızlı geçti ve hep en olmaz anlarda yoruldu. Her güzel şey gün gün eksilip yokluğumda durdu. Sonra bir an geldi büyümek şart oldu. Çocukluğuma rağmen. Hayata rağmen. İçimdeki umudu, yüreğimdeki yarımı, zamanın ve insanın eskitemediği ne varsa sakladım onu. Yolum ve sonum inancımla yön buldu. Ben çocukken umut etmek güzel olurdu. Umut ki; bitmemiş oyunum, gecemdeki uykum, sabahtaki huzurumdu. Önce günler azaldı ömrümden, sonra çocukluğum eksildi yüreğimden. Bir bir silindi anlılar gözlerimden. Kaybettiğim oyuncaklarımı, geride bıraktığım arkadaşlarımı ve bitmek bilmeyen hayallerimi unuttum. Yetmedi düşlerim güzel günlere dönmeye yeniden. Kalan ne varsa sıraladım önüme. Eksiğiyle fazlasıyla aldım ellerime. Sıkıca tuttum, sarıldım ona öylece uyudum. Bana çocukluğumdan kalan tek hatıradır, umudum...
M.Deren
10.12.2020 – K.Maraş

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder