ℳ.𝒟ℯ૨ℯ𝒩✒️

💜Her gecemi duasız bırakmadığım gibi, Hiçbir duamı sensiz bırakmıyorum bil ki. Yürek emanetim. Âmin’im... Duam bulsun seni, yüreğim bulduğu gibi...🤲

26 Mayıs 2026 Salı

GÜN GELİR


Gün gelir…
Hırsızlar zengin…
Metresler eş…
Serseriler adam olur…
Odundan kapı, taştan saray olur…

Gün gelir…
Kezbanlar destan…
Onları destan yapanlar mestan olur…

Gün gelir…
Çivisi çıkar dünyanın…

Konuşamayanlar hatip…
Şifa veremeyenler tabip… 
Yazamayanlar kâtip olur…

Ama yine öyle bir gün gelir ki…
İşler ters döner. 
Aldatan, bir gün sadakat için…
Çalan, bir gün adalet için…
Döven, bir gün şefkat için yalvarır…

‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur….
Şâha da fazla güvenme…
Gün gelir mat olur.

İnsan yaratıcısına bile nankör iken sana vefalı mı olur?

Oluruna bırak her şeyi bak neler neler olur…

Bahar biter kış olur.
Gün biter gece olur.
Söz biter sükût olur.

Zenginlerde metelik,
Güzellerde cemâl,
Güçlülerde kuvvet kalmaz olur…

Hayaller kaybolur…
Ümitler yok olur…

Hayat bazen boş olur, saçma olur, çekilmez olur, yalan olur…

Gün gelir, ki sen bakmazken her şey hallolur…

Ve öyle bir gün gelir ki:

Hayat biter son olur…
Gün artık gelmez olur…

Ömer Hayyam

5 Mayıs 2026 Salı

Neden Bu Kadar Yorgunuz?

Hayatınızda sizi en çok yoran insanlara dikkatle baktığınızda, çoğu zaman tek bir ortak payda görürsünüz. Bu insanlar, garip bir şekilde çevreleri tarafından sürekli masumlaştırılır. Kırdıkları kalpler, döktükleri incitici sözler ve sorumsuz tavırları hep bir bahanenin ardına gizlenir. Yaptıkları ne kadar yıpratıcı olursa olsun, mutlaka bir açıklama bulunur:
“Onu idare etmek lazım.”
“Sen alttan al, o biraz öyledir.”

Zamanla bu durum sadece bir alışkanlık olmaktan çıkar; o kişi tarafından öğrenilen ve silah gibi kullanılan bir davranış biçimine dönüşür. Artık sorumluluk almak yerine karakterini bir kalkan gibi kullanmaya başlar:
“Ben zaten sinirli biriyim.”
“Ben böyleyim.”
“Konuşurken ne dediğimi bilemem.”

Oysa burada gözden kaçırılan çok önemli bir gerçek var: Birini sürekli idare etmek, onun kırıcı tavırlarını kabul edilebilir hâle getirmez. Evet, bir insanın zor olması anlaşılabilir. Ama herkesin onun zorluğunu taşımak zorunda bırakılması sağlıklı değildir.
Çünkü olgunluk, “Beni idare edin, ben böyleyim” demek değildir.
Olgunluk, başkalarına verdiğin etkiyi fark etmek ve bunun sorumluluğunu almaktır.
Ve çoğu zaman insanı en çok yoran şey, karşısındaki kişinin zor biri olması değil; o zorluğun herkes tarafından normalleştirilmesidir. Herkes o kişiyi idare ediyor diye, sen yaşadığını yok saymak zorunda değilsin. Kendine duyduğun saygıyı ve iyiye olan inancını korumak için, yapılanı ciddiye almak ve gerektiğinde gerçek bir tepki verebilmen gerekir.

Ama mesele sadece bununla sınırlı değil.
İnsan davranışlarının en anlaşılmaz taraflarından biri de şu: Bir insan nasıl olur da birinin arkasından sayfalarca konuşup, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi onunla samimi olabilir?

Bu, basit bir çelişki değil; daha derin bir sorunun işaretidir. Öyle insanlar şunu söyler aslında: 
"Benim duygularım yok, pozisyonum var. Benim vicdanım yok, menfaat terazim var."
Yani kimin yanında duracağına kalbinle değil, koşullara göre karar veriyorsun. Rüzgâr hangi yönden eserse, sen de o yöne dönüyorsun.

Dün “Aman o da şöyle biri” dediğin insanla bugün sarmaş dolaş olabiliyorsan, dün söylediğin sözlerin hiçbir ağırlığı yok, demektir. Ama aynı şekilde, bugün kurduğun yakınlığın da bir değeri yoktur.

Çünkü gerçek yakınlık;
iki kahkaha, üç fotoğraf, birkaç hikâye paylaşımıyla kurulmaz.

Yakınlığın bir bedeli vardır: tutarlılık.
Ama sen ne yapıyorsun?
Tutarlılığa yatırım yapmak yerine günü kurtarıyorsun. İnsanları konuşmak, arkalarından hikâyeler yazmak senin için kolay. Ama ertesi gün aynı insanın yanına geçip hiçbir şey olmamış gibi davranmak da bir o kadar kolay.

Çünkü sen insanlara insan olarak değil, kullanılacak bir bağlam olarak bakıyorsun.
Ortamın değişince fikrin değişiyor.
Menfaatin bitince dilin gevşiyor.
Güç kimdeyse, dostluğun oraya akıyor.
Ve sonra bunun adına “normal” diyorsun.

Değil.

Bu normal değil. Bu, güveni sistematik olarak yok eden bir alışkanlık. Bir insan, birinin arkasından konuşup sonra onunla yakın olabiliyorsa, onun yanında kimse güvende değildir. Çünkü yarın sıranın kime geleceği belli değildir.

Kimin kalbini kıracağı, kimin canını yakacağı belli olmayan, sorumluluk almayan ve tutarlılığı yük sayanların yarattığı bu gürültüde, kendi sessizliğimizi korumak en büyük erdemdir. Bu tip insanlar için söylenecek çok söz olsa da, onlar bazı kelimeleri ziyan etmeye değmeyecek kadar "değersizdirler". Bu yüzden bazen en doğru çözüm sınırları net mesafedir.

1 Mayıs 2026 Cuma

Eksile Eksile

Kusurluyum,
eksile eksile bitemeyişimden.

Yorgun lafızların yarımlığında,
kelimeye sığamayışımdan…

Hatayım,
hem de en büyüğünden.

Yalnız yürümeyi seçip,
yanlışa yürümeyi kendime yediremediğimden,

Sırtımı dönüp de, 
yüreğimi dönemeyişimden…

M.Deren 
01.05.2026 - Ankara 

27 Nisan 2026 Pazartesi

İYİLİĞİN YORULDUĞU YER

İnsan olmak gerçekten zor. Çünkü çoğu insan birbirini anlamayı, anlamak için çabalamayı istemiyor. Alışveriş yapmayı, sıraya girmeyi, çöpünü atmayı bilmiyorlar. En basit kurallara uymayı bile başaramıyorlar. Ama bilmedikleri ve anlamadıkları her şey için birilerine kızıyor, birilerini suçluyorlar. Doğru söyleyip, net olanı sertlikle; güler yüzle konuşanı "mavi boncuk dağıtmak"la yaftalıyorlar. 

Kötüyü iyileştiremediği için, iyilerin "iyi" kalmak adına yorulduğu bir savaş var. İçimizde, adaletsizliğe ve haksızlığa daha fazla tahammül edemeyen, edemediği içinde öfkelenen ya da susmaktan vazgeçen bir taraf var. Yalanın, ikiyüzlülüğün ve riyakarlığın içinde hala dünyayı anlamaya çalışıyorlar. Ve tam anladığını sanarken, o yolu dönenlerin karaktersizliğine şaşırıyorlar🤨 

İnsanlar sürekli kavga etmek isteyen bir tavırla bekliyor. Çünkü güzel bir sözün, sakin bir cümlenin gücüne inanmayan bir kalabalık var. Anlaşmak yerine çatışmayı, empati yerine öfkeyi büyütüyorlar. Kaostan beslenmeyi, kin ve nefretten güç bulmayı seviyorlar. Dertlerini; birbirini döverek, birbirinin kalbini kırarak ve söverek çözeceklerini sanıyorlar. Oysa mesele bambaşka: Sahip olamadıkları hayatlara, eksik kalan yanlarına ve olgunlaşmamış karakterlerine kızgınlarını birbirlerinden çıkarıyorlar. İşte bu yüzden en çok da kendi hayatlarını hırpalıyorlar.

Soruyorum!
Yüreğinizde hiç mi iyiye dair bir şey yok?
Hiç mi sevmediniz ya da hiç mi sevilmediniz?
Alnınız hiç secdeye gitmedi mi ya da kalbiniz hiç gerçekten merhametle titremedi mi?

M.Deren

27 Ocak 2026 Salı

SÜKÛTA VAR(A)MAYAN

 
Sözlerimde biriken o yaşı;
Ömrümden sessizce eksilen koca bir çağ gibi...
Zamana yorgun düşen harflerimle,
Döküyorum artık heybemdeki ağrıyı.

Payıma düşen ne varsa;
Kaderin eğreti kenarına iliştirdim.
Ben, bir çınar gölgesine sığmayan sitemime,
Kıyılarıma vuran yetim umudumu ekledim. 

Sükûta varamayan yorgun yolcu misali,
Gölgeme dahi söz geçiremez oldum.
Sırrına eremeyen bir dua gibi,
Kendi boşluğumda yankılandıkça duruldum.

Çerağ söndü, boynu büküldü kelâmın;
Şimdi ne menzil yakın, ne de çekilen o vuslat...
Ruhumdaki bu sessiz başkaldırıya,
Bir nida ya da dilsiz bir veda yeter.

M.Deren 
27.01.2026 - Kayseri